Lily King: “Aşk, kaybolmuş gibi görünse de asla yok olmaz”

Lily King, aşkın kaybolmuş gibi görünse de aslında hiçbir zaman yok olmadığını vurguluyor.

Söyleşi: Özlem Sipahioğlu

Lily King’in Kupa Sevgili adlı eseri, gençlikte alınan kararların yıllar sonra hayatlarımızda bıraktığı izleri, ilk aşkın bellekteki yerini ve geçmişin bugüne nasıl sızabileceğini ele alıyor. Roman, Women’s Prize for Fiction uzun listesinde de yer alarak birçok ödüle aday gösterildi.

Romanın baş karakteri Jordan, üniversiteden mezun olma aşamasında. Yazdığı eserler, bir profesörün dikkatini çekiyor ve sınıfta örnek olarak okunuyor. Ancak, kendine güveni yüksek erkek öğrencilerin yanında aynı rahatlığı gösteremiyor. Özellikle 17. yüzyıl edebiyatı dersinde ön sırada oturan Yash ve Sam’ın yanında.

Edebiyat dersindeki bu iki genç adam, Jordan’a önce Daisy, ardından da Jordan lakabını takıyor. Bir süre birlikte yaşayıp okuyor, tartışıyor ve kendi yarattıkları kart oyunlarını oynuyorlar. Bu süreçte hem dostluk hem de aşk yavaş yavaş gelişiyor. Jordan, Sam ve Yash arasında romantik bir karmaşa baş gösteriyor. Hikaye, Jordan’ın tezini tamamladığı son yıl boyunca ilerliyor ve bu süreçte Jordan’ın aşka ve hayata karşı güçlü bir arzu duyduğuna tanıklık ediyoruz.

Okul bittikten sonra ise düşündürücü kararlar almak zorunda kalıyorlar. Aşk yerine dostluğu, inancı ve yaratıcı bir hayatı seçiyorlar. Genç yaşta alınan bu kararların yıllar sonra hayatlarında nasıl izler bıraktığını gözlemliyoruz. Yıllar geçtikten sonra Yash’tan gelen bir haber, geçmişin yeniden canlanmasına neden oluyor. Jordan’ın hayatının yönünü değiştiren o bir yıla ait anılar ve duygular tüm canlılığıyla geri dönüyor. Gerçeklerin ortaya çıkışı, kayıp, affetme ve hâlâ varlığını koruyan umut romanın temel temalarını oluşturuyor.

Kupa Sevgili, pişmanlıkların, kalp kırıklıklarının, yasın ve affetmenin iç içe geçtiği, akıcı bir roman. Özellikle ilk aşkını hiç unutmamış okurlar için nostaljik bir okuma deneyimi sunuyor. Romanın ardından King’in Writers & Lovers kitabı da merak uyandırıyor; çünkü Kupa Sevgili ile bu roman arasında karakterler üzerinden bir bağlantı bulunuyor.

Amerikalı yazar Lily King, aşk, yaratıcılık, kadınlık deneyimi, aile ve insan ilişkilerinin karmaşıklığı üzerine yazıyor. The Pleasing Hour, Father of the Rain, Euphoria ve Writers & Lovers gibi romanların yazarı olan King, Euphoria ile Kirkus Ödülü ve New England Book Award for Fiction ödüllerini kazandı. Writers & Lovers ise yazarlık, aşk ve yas üzerine kurduğu anlatısıyla geniş bir okur kitlesine ulaştı.

King ile Kupa Sevgili, ilk aşk, gençlikte verilen kararlar, kadınların entelektüel dünyadaki varlığı, yazarlık ve geçmişin bugüne sızması üzerine sohbet ettik.

Kupa Sevgili, gençlikte alınan kararların yıllar boyunca yankılanması üzerine bir roman. Sizi bu anlatıya çeken öncelikle bir aşk hikâyesi anlatma fikri miydi, yoksa zaman ve bellek üzerine düşünme arzusu mu?

İlk baştan beri iki şey ilgimi çekiyordu: İlk kez gerçekten âşık olmanın nasıl bir his olduğu ve yaklaşık otuz yıl sonra o kişiyle tamamen farklı bir bağlamda, son derece yakın bir ilişki kurmanın nasıl hissettireceği. Beni bu hikâyeye çeken şey, zamanın bu iki ânının yan yana gelişi ve geçmişin bir anda bugünün hemen yüzeyinde belirivermesiydi.

Jordan, yetenekli olduğu kadar özgüven konusunda da kırılgan bir karakter. Kadınların entelektüel ortamlarda kendi seslerini bulmaları, romanı yazarken sizin için ne kadar önemli bir motivasyondu?

Bir romanın ilk taslaklarını yazarken tema üzerinden düşünmüyorum. Karakterleri, birbirlerini nasıl etkilediklerini ve her birinin nasıl değişip geliştiğini düşünüyorum. Ama ilk sayfalardan itibaren, Jordan’ın üniversitedeki son yılında bu erkek egemen entelektüel dünyanın içine girmesinin hayatının geri kalanı üzerinde derin bir etki yaratacağını biliyordum.

Bu dönemde yalnızca yazar olmaya başlamıyor, aynı zamanda feminist oluyor. Karma eğitim veren ve herkese eşit akademik eğitim sunduğuyla övünen bir kurumda bile erkeklere sunulan bazı fırsatların kadınlara aynı kolaylıkla sunulmadığını nihayet anlamaya başlıyor.

Romanın merkezinde “Başka bir hayat mümkün olabilir miydi?” sorusu var. Sizce insan hayatlarını yaptığımız seçimler mi şekillendirir, yoksa bu seçimleri yapmak zorunda olduğumuz koşullar mı?

Aynı koşulların içine beş insan koyarsanız, beş farklı tepki göreceğinizi düşünüyorum. Seçimlerimizin bizi şekillendirdiğine inanıyorum. Ama seçimlerimiz de o ana kadar sahip olduğumuz özgün dürtülerimiz ve geçmiş deneyimlerimiz tarafından şekillendiriliyor. Belki bize anlatılan ve okuduğumuz deneyimler de buna dâhil.

Roman aynı zamanda yazarlığı, yaratıcı tutkuyu ve yaratıcı bir hayatın kırılganlığını ele alıyor. Jordan’ın yazarlık yolculuğu sizin bir yazar olarak deneyimlerinizle hangi noktalarda kesişiyor?

Kitapta Jordan’a üniversitede, benim keşke sahip olsaydım dediğim türden bir mentor verdim. Ona verdiği kitapları ise ben kitapçılarda çalışırken kendim keşfetmiştim.

Elbette gençken yazmaya ilişkin kendi duygularımdan da yararlandım: Yazmak için açıklayamadığım bir dürtü duyuyor, ama aynı zamanda kendime çok az güveniyor ve yayımlanacağıma ya da bir yazarlık kariyerim olacağına pek inanmıyordum. Romanın ilk yarısında Jordan’ı bu dürtünün ilk kez ortaya çıktığı anda görüyoruz. Beni ilgilendiren de tam olarak o andı ve sizin de söylediğiniz gibi, o anın kırılganlığıydı. Küçük bir kıvılcım… Belki büyüyüp bir aleve dönüşecek, belki de dönüşmeyecek.

Roman okurda güçlü bir “kaybedilmiş ihtimaller” duygusu bırakıyor. Okurların kitaptan en çok neyle ayrılmasını umuyorsunuz: Bir eksiklik duygusuyla mı, kabullenişle mi, yoksa hâlâ geride bir şeylerin kalmış olabileceği düşüncesiyle mi?

Her okurun romana karşı kendi duygusal tepkisini vermesini istiyorum. Ben yazarken sahnelere ilişkin kendi özgül duygularım vardı. Fakat insanlar kitabı okumaya başladığında, ortaya çıkabilecek duyguların ne kadar geniş ve renkli bir yelpazeye sahip olduğunu fark ettim. Sanki hiç kimse aynı kitabı okumamış gibiydi! Bence olması gereken de tam olarak bu.

Hepimiz bir romana kendi bakış açımızı getiriyoruz. Bana göre Kupa Sevgili, aşk ve aşkın birçok biçimi hakkında. Benim için romanın sonu, aşkın nasıl kalıcı olduğunun farkına varmakla ilgili. Aşkı hissetmiş olmanın asla yanlış olmadığını ve tamamen kaybolduğuna ikna olduğunuzda bile aşkın aslında hiçbir zaman gerçekten kaybolmadığını anlatıyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu