Halikarnas Balıkçısı’nın Homeros’u: Anadolu’nun Destanı
Halikarnas Balıkçısı, Homeros’u neden Anadolu ozanı sayıyordu? Eserleri üzerinden bu yaklaşımını, Anadolu uygarlığı ve destanlara bakışını keşfedin.
The Odyssey filmiyle birlikte Homeros ve ona atfedilen destanlar yeniden tartışılmaya başlandı. Homeros’un adı gündeme geldiğinde, onun yaşadığı ve eserlerini şekillendirdiği Anadolu coğrafyası da tartışmanın doğal bir parçası oluyor. Homeros’u Batı uygarlığının simgesi olmaktan çok Anadolu’nun kültürel mirası içinde değerlendiren isimlerin başında ise Halikarnas Balıkçısı, yani Cevat Şakir Kabaağaçlı geliyor.
Anadolu uygarlıkları ve efsaneleri üzerine kaleme aldığı metinlerin canlı, şiirsel ve coşkulu anlatımı nedeniyle Belçika Turizm Bakanı Arthur Haulot, Halikarnas Balıkçısı’na “Yaşayan Homeros” ve “Çağdaş Homeros” adlarını yakıştırmıştı. Bu benzetme zamanla yaygınlaştı. Ancak asıl dikkat çekici soru, Homeros’la özdeşleştirilen Halikarnas Balıkçısı’nın büyük ozanı nasıl yorumladığıdır.
Anadolu, Batı kültürünün kaynağı mı?
Halikarnas Balıkçısı, Homeros’u öncelikle “Anadolu ozanı”, onun anlattığı öyküleri ise “Anadolu efsaneleri” olarak tanımlıyordu. Ona göre Batı kültürünün temelleri Anadolu’da atılmıştı; bu nedenle Anadolu, yalnızca eski uygarlıkların yaşadığı bir coğrafya değil, Batı uygarlığının beşiğiydi.
Bu düşünce, Azra Erhat ve Sabahattin Eyüboğlu ile birlikte geliştirdiği Mavi Anadoluculuk anlayışının da temelini oluşturdu. Azra Erhat’ın A. Kadir’le hazırladığı İlyada ve Odysseia çevirileri üzerine Halikarnas Balıkçısı uzun değerlendirmeler kaleme aldı. Erhat’ın derlediği Düşün Yazıları kitabında yer alan “Homeros Üzerine” ile “İlyada ve Odysseia’nın Sansür Edilmesi” başlıklı iki mektup, bu düşünsel alışverişin önemli örnekleri arasında yer alıyor.
Halikarnas Balıkçısı’nın Anadolu anlayışı, yalnızca antik çağdaki uygarlıkları sahiplenmekten ibaret değildi. Bugün Anadolu’da yaşayan insanların, bu topraklarda geçmişte yaşamış bütün toplulukların tarihsel devamı olduğunu savunuyordu. Ona göre Anadolu’ya farklı dönemlerde gelen halkların bıraktığı miras, bugünün insanlarının kültürel ve tarihsel varlığında karşılığını buluyordu.
Bu nedenle Anadolu’nun eski kültürlerini yabancılaştıran ve onları yalnızca “Yunan kültürü” olarak gören yaklaşımı sert biçimde eleştirdi. Ona göre bu toprakların gerçek mirasçıları olduklarını söyleyenler, aynı mirası uzun süre görmezden gelmiş ve “yabancı” sayarak sahiplenmemişti. Bununla birlikte Halikarnas Balıkçısı, Anadolu’daki bütün eski uygarlıkları Türk kabul eden milliyetçi yorumlara da karşı çıkıyordu. Eski başarıları yalnızca ulusal bir gurur kaynağı olarak sunma çabasını da eleştiriyordu.
Homeros neden Anadolu ozanıydı?
Halikarnas Balıkçısı, Homeros’un Anadolulu olduğu düşüncesini doğum yeri, kullandığı dil ve destanlarında ortaya koyduğu bakış üzerinden temellendiriyordu. Bu konudaki en önemli dayanaklarından biri, İlyada ve Odysseia‘nın İon lehçesiyle yazılmış olmasıydı. İonya’yı Anadolu uygarlığının bir parçası olarak değerlendiren yazar, dilin Homeros’un kökeni konusunda önemli bir ipucu sunduğunu düşünüyordu.
Homeros’un doğduğu kent konusunda İzmir, Sakız, Rodos, Kolophon, Salamis, Argos ve Atina olmak üzere yedi kent öne sürülmüştü. Halikarnas Balıkçısı, Homeros’un İon lehçesini kullanması nedeniyle Atina, Rodos, Salamis ve Argos seçeneklerinin kabul edilemeyeceğini belirtiyordu. İzmir, Sakız ve Kolophon arasında ise destanlarda İon lehçesinin yanı sıra Aiol lehçesini andıran kelimelerin bulunmasını İzmir lehine bir kanıt olarak görüyordu. İzmir’in İonlaşmadan önce Aiol kimliği taşıması, ona göre bu ihtimali güçlendiriyordu.
Yazar, Homeros’un “Melesigenes” lakabını da İzmir’le ilişkilendiriyordu. İzmir’den geçen Meles suyunun, bu lakabın kentin ozanıyla bağlantılı olabileceğini düşünüyordu. Homeros’un Anadolu’ya yönelik ilgisi ve destanlarındaki tutumu da Halikarnas Balıkçısı için doğum yeri kadar önemliydi. Onu “Anadolu’nun büyük âşığı” olarak nitelendiriyor; Homeros’un yüzünü Batı’ya değil, Doğu’ya ve Anadolu’ya dönmüş bir sanatçı olarak görülmesi gerektiğini savunuyordu.
Bu görüşünü, İlyada‘daki taraf tutma biçimiyle de destekliyordu. Halikarnas Balıkçısı’na göre Homeros, Troya’ya saldıran Akhaları istilacı bir güç olarak gösterirken Troyalıları daha olumlu bir konuma yerleştiriyordu. Artemis ve Apollon’un destanda Yunanlılara karşı duran figürler olarak görünmesi de onun yorumunda Homeros’un Anadolu’ya yakınlığını gösteren unsurlardan biriydi.
Halikarnas Balıkçısı ayrıca İlyada‘nın sonraki dönemlerde Atina’da sansürlenmiş olabileceğini ileri sürüyordu. Ona göre eser, MÖ 9. yüzyılda yazıldıktan yaklaşık üç yüzyıl sonra Panathenaia şenliklerinde okunmaya başlanmış, Atina tiranı Peisistratos döneminde ise Yunanlılar aleyhindeki bölümler çıkarılmıştı. Günümüze ulaşan metnin bu müdahalelerden etkilenmiş olmasına rağmen Homeros’un gönlünün hangi tarafta olduğunun hâlâ sezilebildiğini düşünüyordu.
Bu çerçevede Homeros’un kendisini “Grek” ya da “Helen” olarak tanımlamadığını, destanlarında Anadolulu Troyalılarla onlara karşı sefere çıkan Akhaları anlattığını vurguluyordu. Olympos tanrılarının da doğrudan Yunanistan’a ait figürler olarak görülmemesi gerektiğini savunuyordu.
Halikarnas Balıkçısı’nın Anadolu kitapları
Halikarnas Balıkçısı, Batı’da Anadolu efsanelerinin Yunan efsaneleri adıyla anlatıldığını belirterek bu konudaki itirazlarını önce gazete yazılarında dile getirdi. Anadolu uygarlıkları üzerine yayımlanan ilk kitabı, 1954 tarihli Anadolu Efsaneleri oldu. Bu eseri, 1955’te yayımlanan Anadolu Tanrıları izledi.
Yazar, 1946’da yayımlanan ve edebiyat çevrelerinde büyük yankı uyandıran Aganta Burina Burinata adlı romanının ardından öykü ve roman yazmayı sürdürürken Anadolu tarihi, mitolojisi ve efsaneleri üzerine çalışmaktan da vazgeçmedi. Yaşadığı dönemde yayımlanan son kitapları arasında 1971 tarihli Anadolu’nun Sesi ile 1972’de çıkan Hey Koca Yurt bulunuyordu.
Ölümünden sonra yayımlanan Merhaba Anadolu, Altıncı Kıta Akdeniz, Arşipel, Sonsuzluk Sessiz Büyür ve Düşün Yazıları adlı derlemeler de onun Anadolu uygarlığına ilişkin görüşlerini içeriyor. Halikarnas Balıkçısı’nın kendi sağlığında yayımlanan son kitabı Hey Koca Yurt ise bu düşünceleri tamamlayan özel bir yere sahip. Kitabın hazırlık sürecinde kendisine yardım eden Mehmet H. Doğan, yazarın bütün söyleyeceklerini bu eserde toplamak istercesine kitaba ayrı bir önem verdiğini aktarmıştı.
Bu kitaplarda mitolojik anlatılar, arkeolojik buluntular, antik kentler, şiir ve edebiyat aynı anlatı içinde buluşuyor. Halikarnas Balıkçısı’nın coşkulu üslubu, okuru yalnızca geçmiş hakkında bilgilendirmekle kalmıyor; sözünü ettiği antik kentleri görme ve Anadolu’nun tarihsel katmanlarını yerinde keşfetme isteği de uyandırıyor.
İlk yayımlandıkları dönemde tartışma yaratan bu çalışmalar, bugün aynı ölçüde hatırlanmıyor. Oysa Halikarnas Balıkçısı’nın Anadolu uygarlığına ve Homeros’a ilişkin değerlendirmeleri, kültürel mirasın nasıl sahiplenileceği sorusunu yeniden gündeme getirecek nitelikte. “Biz bu diyarın gerçek varisleriyiz” diyen yazarın düşünceleri, yalnızca edebiyat tarihi açısından değil, Anadolu’nun çok katmanlı geçmişini anlamak bakımından da yeniden okunmayı hak ediyor.




