İstismar: Dini ve İnsani Değerleri Çıkarına Alet Etmek
İstismar; insanı, emeği, hayvanları ve dinî değerleri kişisel çıkar için kullanmaktır. İslam, güçsüzlerin hakkını korumayı ve haksız kazancı reddeder.
İstismar, bir kişiyi, değeri veya imkânı kendi çıkarı doğrultusunda kullanmak; başkasının hakkı, emeği, güveni ya da iyi niyeti üzerinden haksız kazanç elde etmektir. Maddi ve manevi boyutları bulunan bu tutum, makamdan sevgiye, emekten inanca kadar hayatın pek çok alanını etkileyebilir. Gücü elinde bulunduranla güçsüz durumda olan arasındaki dengesizlik, istismarın ortaya çıkmasında belirleyici rol oynar.
İslam’ın temel ilkeleri, insan onurunun korunmasını ve hiç kimsenin zayıflığından yararlanılmamasını esas alır. Kur’an’da Allah’a kulluk edilmesi; anne babaya, akrabalara, yetimlere, yoksullara, komşulara, yolculara ve sorumluluk altındaki kimselere iyilikte bulunulması emredilir. Hz. Peygamber’in uygulamalarında da toplumun korunmaya muhtaç kesimlerinin haklarına riayet edilmesi önemli bir ilke olarak öne çıkar.
Emek, kadın ve çocukların korunması
Kadınlar tarih boyunca fiziksel, psikolojik, ekonomik ve cinsel istismarın farklı biçimleriyle karşı karşıya kalmıştır. Onların insan olma niteliğini görmezden gelerek bir mal veya kazanç aracı gibi değerlendirmek, açık bir hak ihlalidir. Kur’an, geçim sağlamak amacıyla iffetine sahip olmak isteyen kadınların fuhşa zorlanmasını yasaklar. Hz. Peygamber de savaş şartlarında dahi kadınlara kötü muamele edilmemesini ve onların istismar edilmemesini istemiştir.
Çocuklar da masumiyetleri ve kendilerini koruyacak imkânlara sahip olmamaları nedeniyle istismara açık gruplar arasındadır. Fiziksel ve cinsel şiddetin yanı sıra dilendirilmeleri, sokakta çalıştırılmaları, ağır işlerde güvencesiz biçimde kullanılmaları ve eğitim haklarından mahrum bırakılmaları da çocuk istismarının farklı görünümleridir. Hz. Osman’ın, geçim sıkıntısı sebebiyle çocukların ve güçsüz kimselerin kazanç sağlamaya zorlanmaması yönündeki uyarısı, bu konudaki hassasiyeti ortaya koyar.
Çalışanların ücretlerini geciktirmek, onları düşük ücretle ağır şartlarda çalıştırmak veya emeğini değersiz görmek de istismardır. Resûlullah’ın, işçinin ücretinin teri kurumadan verilmesini öğütleyen hadisi, emeğin karşılığının zamanında ödenmesi gerektiğini vurgular. Hizmet konumundaki kişilere iyi davranılması, taşıyamayacakları yüklerin yüklenmemesi ve ihtiyaç hâlinde kendilerine yardım edilmesi de aynı anlayışın parçasıdır. İnsanları sosyal statülerine göre aşağılamak ve haklarını çiğnemek, İslam’ın adalet anlayışıyla bağdaşmaz.
Hayvanlara ve iyi niyete yönelik istismar
İstismar yalnızca insanlarla sınırlı değildir. Hayvanları eğlence amacıyla dövüştürmek, onları canlı hedef hâline getirmek, kapalı ve ağır şartlarda çalıştırmak ya da ihtiyaçlarını gözetmemek de merhamet ilkesine aykırıdır. Açlıktan güçsüz düşmüş bir deveyle karşılaşan Hz. Peygamber, hayvanlara karşı sorumluluğu hatırlatmış; onların imkân ve ihtiyaçlarına uygun biçimde kullanılmasını istemiştir.
İnsanların merhamet ve yardım etme duygularını kötüye kullanarak kazanç sağlamak da istismarın başka bir şeklidir. Dilenmeyi geçim yolu hâline getiren ve dinî ifadeleri kullanarak insanların inançlarını sömüren kişiler, iyi niyeti kendi menfaatlerine araç eder. Bu nedenle İslam, ihtiyaç bulunmadığı hâlde başkalarından sürekli istemeyi ve insanların duygularını sömürmeyi tasvip etmez.
Dinin ve dinî değerlerin istismarı
İstismarın en hassas boyutlarından biri, dini ve kutsal değerleri kişisel çıkar için kullanmaktır. Dinin itibarından yararlanarak para, makam veya nüfuz elde etmek; insanların çaresizliğini ve samimi inancını sömürmek, inanç alanında ciddi bir yozlaşmaya yol açar. İslam’ın yayılması veya insanların kalplerinin kazanılması için uygulanan bazı yöntemlerin kişisel menfaat kapısına dönüştürülmesi, bu tehlikenin tarih boyunca görülen örnekleri arasındadır.
Hz. Peygamber döneminde zekât toplamakla görevlendirilen bir kişinin, topladığı malların bir bölümünü “kendisine hediye edildiğini” söyleyerek ayırması üzerine bu davranış sert biçimde eleştirilmiştir. Resûlullah, görev sahibi olmasaydı söz konusu hediyenin kendisine verilip verilmeyeceğini sorarak kamu göreviyle kişisel kazanç arasındaki ayrımı açıkça ortaya koymuştur. Bu yaklaşım, makam ve yetkinin hediye veya ayrıcalık elde etmek için kullanılamayacağını gösterir.
Hülle adı verilen, boşanmış eşlerin yeniden evlenmesini sağlamak amacıyla kurgulanan hileli evlilik de dinî hükümlerin kötüye kullanılmasına örnek gösterilir. Nikâh gibi ciddi bir akdin biçimsel bir çözüme indirgenmesi, hem evlilik kurumunun hem de insanların duygularının istismar edilmesi anlamına gelir. Hz. Peygamber, bu tür uygulamaları ağır biçimde kınamıştır.
Kur’an ayetlerini kişisel veya siyasi hedefleri meşrulaştıracak şekilde keyfî biçimde yorumlamak da din istismarının tehlikeli biçimlerindendir. Tarih boyunca bazı gruplar, birbirine zıt görüşlerini aynı ayetlere dayandırmaya çalışmıştır. Hadislerin uydurulması ve Hz. Peygamber’in söylemediği sözlerin ona isnat edilmesi ise bu sorunun başka bir boyutudur. İyiliği teşvik etmek amacı taşısa bile, peygamber adına yalan söylemek meşru görülemez. Resûlullah’ın, bilerek kendi adına yalan uyduranları cehennemle uyaran sözü bu konuda açık bir ölçü ortaya koyar.
Günümüzde de din kisvesi altında büyü, fal, üfürükçülük ve benzeri uygulamalarla insanlardan para alan; kendisini Allah ile kul arasında zorunlu bir aracı gibi gösteren kişiler bulunmaktadır. Bu kimseler, insanların korkularını, umutlarını ve çaresizliklerini kullanarak hem maddi kazanç sağlamakta hem de samimi inancı zedelemektedir.
İstismar; para, şöhret, makam, güç, ucuz iş gücü veya başka bir menfaat elde etmek için başvurulan ahlak dışı bir yoldur. İnsanların emeğine, bedenine, duygularına ve inancına saygı göstermek; güçsüzleri korumak ve hak sahibine hakkını vermek, adaletin temel şartlarıdır. Bu nedenle istismardan uzak durmak yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ahlaki ve dinî bir sorumluluktur.
Kaynak: Diyanet, Hadislerle İslam
Kaynak:




