Vitiligo Hastaları Yanlış İnançlar Nedeniyle Dışlanıyor
Vitiligo hastalığı, yanlış inanışlar nedeniyle sosyal hayattan uzaklaşıyor. Farkındalık yaratmak için önemli açıklamalar yapıldı.
Dünya Vitiligo Günü vesilesiyle açıklamalarda bulunan Doç. Dr. İlknur Balta, vitiligo hastalığının bulaşıcı olmadığını vurgulayarak, toplumda yaygın olan yanlış inançların hastaların özgüven kaybı, anksiyete ve depresyon gibi ciddi psikososyal sorunlar yaşamasına neden olabileceğini belirtti.
Her yıl 25 Haziran, Dünya Vitiligo Günü olarak kutlanıyor. Vitiligo, ciltte beyaz lekelerle kendini gösteren bir hastalık olup, bu durum hastaların psikolojik durumunu olumsuz etkileyebiliyor. Bu özel gün, vitiligo hakkında doğru bilgi vermek, farkındalık oluşturmak ve hastalara destek sağlamak amacıyla büyük önem taşıyor.
Dr. Abdurrahman Yurtaslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dermatoloji Kliniği Eğitim ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. İlknur Balta ile vitiligo hastalığı üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.
Vitiligo, deri üzerinde beyaz lekelerle kendini gösteren, pigment kaybına bağlı kronik bir hastalıktır. Dünya nüfusunun yaklaşık %1’ini etkileyen bu hastalık, kadın ve erkeklerde eşit oranda görülmektedir. Genellikle el, yüz, dudak çevresi, kollar, bacaklar ve genital bölgede ortaya çıkabilir, ancak vücudun herhangi bir bölgesinde de gelişebilir.
Vitiligo kesinlikle bulaşıcı bir hastalık değildir ve iç organ hastalıklarıyla bağlantılı değildir. Bu konudaki yanlış anlamalar, hastaların sosyal hayattan dışlanmasına yol açabiliyor. Bu nedenle, vitiligo hastalarıyla aynı ortamda bulunmanın veya onlara dokunmanın herhangi bir sağlık riski taşımadığını özellikle belirtmek gerekir.
Vitiligo, otoimmün bir hastalık olup, bağışıklık sistemi melanin üreten hücrelere karşı saldırıya geçer. Bu durum, beyaz lekelerin oluşmasına neden olur. Genetik faktörler de önemli bir rol oynar; hastaların yaklaşık %30’unda aile öyküsü bulunmaktadır. Stres, kimyasal maddelere maruz kalma, ciltteki travmalar ve güneş yanıkları gibi tetikleyiciler de hastalığın gelişiminde etkili olabilir.
Vitiligo, vücudun herhangi bir yerinde beyaz lekelerle kendini gösterebilir. Ayrıca saç, kirpik ve kaşlarda beyazlaşma, ağız içi, dudak kenarları ve genital bölgede renk açılması gibi belirtiler de görülebilir. Hastalığın seyri kişiden kişiye değişiklik göstermekte; bazı hastalar sınırlı lezyonlarla başlayıp, zamanla yaygın lezyonlara dönüşebilirken, bazıları ise sınırlı kalabilir.
Toplumda vitiligo hastalarının bulaşıcı olduğuna dair yanlış bir inanış mevcut. Bu durum, hastaların dışlanmasına ve sosyal hayattan uzaklaşmalarına neden olmaktadır. Bu hastalık kesinlikle bulaşıcı değil ve iç organ hastalığıyla bağlantılı değildir. Bu nedenle, hastalara destek vermek ve onları dışlamamak son derece önemlidir. Dışlanma, hastaların özgüven kaybı, anksiyete ve depresyon gibi sorunlar yaşamasına yol açabilmektedir.
Vitiligo tedavi edilebilir bir hastalıktır ve tedavi yöntemleri kişiden kişiye değişir. Lezyonların ilk ortaya çıktığı dönemde doktora başvurmak büyük önem taşır, çünkü erken tedavi daha iyi sonuçlar verebilir. Tedavinin amacı, renk kaybını geri kazandırmak, hastalığın yayılmasını önlemek ve nüksleri engellemektir. En yaygın kullanılan tedavi yöntemleri arasında pimekrolimus ve takrolimus gibi topikal immün modülatörler bulunmaktadır. Bu ilaçlar kortizon içermediği için yüz ve boyun bölgesinde güvenle kullanılabilir.
Son dönemde yurt dışında onay alan JAK inhibitörleri de tedavi seçenekleri arasında yer alıyor. Topikal ruxolitinib, Amerika’da onay almış bir tedavi ajanıdır. Ülkemizde henüz mevcut olmasa da, yüksek etkinlik bildirilmiştir. Baricitinib ise ülkemizde mevcut ancak endikasyon dışıdır ve tablet formunda kullanılmaktadır. Bu ilaçların endikasyon dışı kullanımları da bazı hastalarda faydalı sonuçlar vermektedir.
Yaygın vitiligo tedavisinde fototerapi de önemli bir yöntemdir. Bu tedavi, belirli dalga boylarındaki ultraviyole ışınlarının kontrollü bir şekilde uygulanmasıyla gerçekleştirilir. Fototerapi, kabin tipi cihazlarla veya lokal cihazlarla uygulanabilir. Özellikle yaygın vakalarda bu yöntem oldukça etkili sonuçlar vermektedir.
Excimer lazer tedavisi de küçük ve dirençli lezyonlar için kullanılan bir diğer yöntemdir. Ayrıca, mikrogreftleme gibi hücre nakli yöntemleri de uygulanabilir, ancak bu yöntemler daha sınırlı merkezlerde ve dirençli hastalarda tercih edilmektedir. Oksidatif stresin hastalığı tetikleyebileceği göz önüne alındığında, antioksidan tedaviler de önerilmektedir. D vitamini ve B12 vitamini takviyeleri, tedaviye eklenen önemli ajanlardır.
Vitiligo hastalarının güneşten korunması da büyük önem taşır. Pigmentsiz bölgeler güneşe karşı savunmasızdır ve kolayca güneş yanığı oluşabilir. Bu nedenle, güneş kremleri en az SPF 30 veya 50 değerinde olmalı ve geniş spektrumlu koruma sağlamalıdır. Dışarı çıkmadan yarım saat önce uygulanmalı ve her iki saatte bir yenilenmelidir. Ayrıca, güneş ışınlarının en dik geldiği saatlerde dışarıda bulunmaktan kaçınılması önerilmektedir. Fiziksel koruma da önemlidir; geniş kenarlı şapkalar ve uzun kıyafetler kullanmak, güneşten korunmada etkili olacaktır.
Dünya Vitiligo Farkındalık Günü dolayısıyla vermek istediğim mesaj, toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğidir. Vitiligo hastaları, sosyal ortamlarda dışlanmakta ve bu durum onların yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Bu hastalığın bulaşıcı olmadığını bilmek ve hastalara destek olmak, toplumsal sorumluluğumuzdur.




